MEÂLİ:
11- Ey imân edenler! Allah’ın üzerinizdeki nîmetini hatırlayın; hani bir kavim ellerini size uzatmayı (sizi öldürüp yok etmeyi) kasdetmişti de Allah onların ellerini sizden menʹetmişti.
Allahʹtan korkup (kötülüklerden, haklara tecavüzden ve nankörlükten sakının). Müʹminler ancak Allahʹa güvenip dayansınlar.
İNİŞ SEBEBİ
İmam Katade’ye göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Ashabından bir cemaat ile Batn-i Nahle mevkiinde bulunuyordu. Beni Saʹlebe ile Beni Muharib Kabileleri, Peygamber ve arkadaşlarını namaza duracakları zaman imhâ etmek için bir su-i kast plânı hazırladılar. Melek Cebrâil inip durumu haber verince, Peygamber (A. S. ) Efendimiz cemaati ikiye ayırıp korku namazı durumuna geçti. Bu nedenle yukarıdaki âyet indi. (Tefsîr-i Keşşaf - Lübabü’t-Te’vîl - İbn Cerîr Taberî)
Diğer bir rivâyet:
Tabiînden Mücahidʹe göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Münzir bin Amr es-Sâidîʹyi istekleri üzerine otuz süvari ile Beni Amr b. Saʹsaâ Kabilesine gönderdi. Giden müfreze Biʹr-i Maûne = Maûne Kuyusu civarında su-i kasde uğradı. Kaybolan bir deveyi aramaya çıkan üç kişi dışında hepsi kılıçtan geçirildi. Kurtulan üç kişiden ikisi durumu öğrenince vakit kaybetmeden Medine’ye koştular ve olayı Peygamber (A. S. ) Efendimize anlattılar. Ne var ki, bunlar Medine’ye gelirken yolda, Beni Amr Kabilesinden olduklarını söyleyen iki kişiye rastladılar ve ciddi bir soruşturma yapmadan sırf o mütecaviz kabileye mensup bulunduklarını sanarak öldürdüler. Oysa, onlar Beni Amr Kabilesinden değil, Beni Selîm Kabilesinden imişler. Bu kabile ise, Peygamberle daha önce anlaşma yapıp güven almışlardı. Durum aydınlanınca Beni Selîm Kabilesi Peygambere gelip kan pahası istedi. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz dört arkadaşıyla birlikte, daha önce bu gibi konularda yardım yapacaklarına söz veren Beni Nadîr Kabilesine uğradı. Kökten Yahudî olan bu kabile zahiren Peygamberi çok iyi karşıladılar ve gizliden bir süʹi kast plânı hazırlamaya koyuldular. Melek Cebrâil derhal inip durumu haber verince Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz adı geçen kabilenin hazırlamakta olduğu yemeği beklemeden oradan uzaklaştı. Bu sebeple yukarıdaki âyet indi. (İbn Cerîr Taberî - Lübabüʹt-Teʹvîl)
ALLAH HAKLIDAN VE DOĞRUDAN YANADIR
«Allahʹtan korkup (kötülüklerden) sakının. Müʹminler ancak Allahʹa güvenip dayansınlar. »
Allah yolunda insanlığın saadeti için çalışıp hizmet etmek, kolay bir iş değildir. Davânın büyüklüğü, kutsallığı dikkate alınınca karşısına çıkacak engellerin ne korkunç ve şiddetli olacağını kabul etmemiz gerekir. Çünkü nîmet külfet karşılığıdır; saadet şiddetle orantılıdır. Allahʹın müʹminlere olan nîmeti, başta İslâm ve Onun yüce Kitabı Kur’ân olmak üzere sayılmıyacak kadar çoktur. Dinin kemâle erdirilmesi, Kur’ânʹın noksansız inip korunması, düşman tehlikesinin zaman zaman önlenmesi, zafer kapılarının açılması bu cümledendir. Yukarıdaki âyetle bunlardan bir kısmı hatırlatılarak, o günleri ve geçen şiddetli olayları, kasıp kavuran fitne ve fesat fırtınalarını görmeyen sonraki Müslümanlar uyarılıyor. Hazıra konmanın kıymetini çok iyi anlayıp takdir etmenin gereğine işârette bulunuluyor. Mevcut yüce nimetlerin korunmasının bir ucu Allah’tan korkup kötülüklerden sakınmaya dayanır. Çünkü takvâ ölçüsünde dindarlığını sürdüremiyen mü’minlerin hizmet yolundan saptıkları çok görülmüştür. Bu durumda olan mü’minlerin başkalarına örnek olması düşünülemez. Çünkü Allah her zaman takvâ doğrultusunda hakkı savunan doğru ve kararlı kimselerden yanadır. Hem dindar görünüp, hem de din ile yaşamıyan ve Allah yolunda hizmet etmiyenlerin başarılı olacaklarını, düşmanlarına üstünlük sağlayacaklarını söylemek safdillik olur.
Bunun için Kurʹân’da nimetler hatırlatıldıktan sonra hizmet şuuru içinde Allah’a güvenip dayanma tek ölçü olarak sergilenmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹın müʹminlere olan inâyet ve nimetleri hatırlatıldı. Allahʹa güvenip dayanmanın nasıl bir güç olduğuna işâret edilerek gereken uyarı yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, benzeri nimetlere erişen İsrâiloğulları’nın ahde vefa etmedikleri, Allahʹa ve Peygamberine karşı verdikleri kesin sözü yerine getirmedikleri, bu yüzden nankörlüğün en kötüsünü ortaya koydukları açıklanıyor. Bütün uyarılara rağmen dönüş yapmadıkları için lânetlendiklerine dikkatler çekiliyor. Özellikle ferde ruh ve mana, topluma huzur ve dayanışma getiren namaz ve zekât gibi iki önemli ibâdeti terkettikleri, faizi yaygın hale getirdikleri, bu yüzden kendilerine birçok felâket kapılarını açtıkları çok duyarlı biçimde anlatılarak mü’minlerin böyle bir sonuca kendilerini itmemeleri için gereken uyarı yapılıyor.