MEÂLİ:
11- Ey imân edenler! Sizden bir kavim diğeriyle alay etmesin. Olabilir ki alay edilenler, alay edenlerden hayırlıdır. Bir kısım kadınlar da diğerleriyle alay etmesin, umulur ki, alay edilen kadınlar, alay eden kadınlardan hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın; kötü lâkablarla sataşıp atışmayın. İmân nîmetine eriştikten sonra din ve ahlâk sınırlarını aşmakla ilgili isim ne kötüdür! Kim tevbe etmezse, işte onlar, evet onlar zâlimlerdir.
12- Ey imân edenler! Zann’ın çoğundan kaçının. Şüphesiz ki «zann»ın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Sizden biriniz, ölen kardeşinin etini yemek ister mi? Ondan tiksinirsiniz. Allahʹtan korkun. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çokça kabul edendir. Çok merhametlidir.
İNİŞ SEBEBİ
Ashab-ı Kirâm’dan Sâbit b. Kays’in (R. A. ) kulakları ağır işittiğinden, mecliste Peygambere en yakın yerde oturmayı tercîh ederdi. Bir gün sabah namazına biraz gecikerek geldiğinde, ancak bir rek’atine yetişebilmişti. Resûlüllâh (A. S. ) selâm verince, o kalkıp yetişemediği rekâtı kılıp tamamlarken Resûlüllah’ın huzurunda herkes yerini almış oldu. Sâbit b. Kays namazı bitirip selâm verdikten sonra kalktı ve Peygamber’e (A. S. ) yakın oturabilmek için cemaatin omuzlarını aşarak ilerlemeye başladı. O kadar ki, onunla Hz. Peygamber (A. S. ) arasında bir adam kaldı. Onu da aşmak isteyince, adam ona: «Otur oturduğun yere, zaten cemaati yeterince rahatsız edip buraya kadar geldin! » dedi. Bunun üzerine Sâbit (R. A. ) oturdu, ama o adama karşı içinde öfke belirdi. Toplantı sona erip ashab dağılmaya başlayınca, Sâbit (R. A. ) o adamı çimdikleyip «sen kimsin» diye sordu. O da: «Ben, falân adamım» diye cevap verdi. Sâbit (R. A. ) baklayı dilinin altından çıkarıverdi: «Hayır, sen falân adam değilsin, falanca kadının oğlusun» diyerek, onu cahiliyet devrindeki durumuyla ayıplayıp kınadı ve alaya aldı.
Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 4/169- Tefsîr-İ Kurtubî: 16/324)
Diğer bir rivâyete göre: Benî Temîm Kabilesiʹnden gelen temsîlciler; İslâm’a ilk girenlerden Ammar, Habbab, Bilâl, Süheyb, Sâlim ve benzeri fakirleri alaya alıp onların perişan hallerine gülmüşlerdi. O nedenle ilgili âyetler inmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 4/169- Tefsîr-İ Kurtubî: 16/324)
Ayrıca Hz. Safiye (R. A. ) hakkında bazı kadınlar, «yahudi kızı yahudiye» diyerek dedikodu yapmışlardı. Hz. Safiye (R. A. ) buna üzülerek olup bitenleri Resûlüllahʹa (A. S. ) anlattı. Resûlüllâh (A. S. ) ona: «Üzülme ve sen onlara, atam Hârun (A. S. )dır ve amcam Hz. Musa (A. S. )dır; kocam da Muhammed (A. S. )dır, deseydin ya» buyurarak teselli etti. (Lübabu’t-te’vîl: 4/169- Tefsîr-i Kurtubî: 16/324)
Başka bir rivayete göre : Ebû Cübeyr b. Dahhak şöyle haber vermiştir:
«On birinci âyet, biz Benî Seleme Kabilesi hakkında inmiştir. Şöyle ki: Resûlüllâh (A. S. ) Medine’yi teşriflerinde bizden her adamın iki, üç ismi vardı. Adam o isimlerinden biriyle çağrılınca, arkadaşları: «Ya Resûlüllâh! O, bu isimle çağrılmaktan hoşlanmaz» derlerdi. Bunun üzerine «Kötü lâkaplarla sataşıp atışmayın» meâlindeki âyet indi. » (Tefsîr-i Kurtubî: 16/326)
İLGİLİ HADÎSLER
Abdullah b. Ömer (R. A. ) diyor ki:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi Kâbeʹyi tavaf ederken gördüm, şöyle diyordu: «Ne güzelsin sen, kokun da ne kadar hoştur! Ne kadar çok büyüksün ve ne kadar çok tâzîme lâyıksın! Muhammedʹin canını kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, Allah yanında müʹminin hürmeti senin hürmetinden daha büyüktür. » (İbn Mâce: Abdullah b. Ömer (R. A. ) dan - İbn Kesîr: 4/212)
«Zandan sakının. Çünkü zan, sözün en yalanıdır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın; birbirinizin (özel hayatına) göz ve kulak dikip (kusur aramayın); birbirinizi kötülüğe teşvîk etmeyin; birbirinizi kıskanmayın; birbirinize kızıp öfkelenmeyin; birbirinize (küsüp) arkanızı çevirmeyin. Ey Allahʹın kulları, kardeş olun. Hiçbir müslümana kardeşiyle üç günden fazla küs kalmak helâl olmaz. » (Buharî/vasâya: 8, nikâh: 45, edeb: 57, 58- Müslim/birr: 28- Tirmizî/ birr: 56- Ahmed: 2/245)
«Üç şey ümmetim hakkında sürüp giden kötü hasletlerdendir:
1- Kötü zan beslemek,
2- Haset etmek,
3- Bazı şeyleri uğursuz saymak. »
Bunun üzerine soruldu:
- Ya Resûlellah! Bunları gidermenin yolu nedir? Cevap verdi:
- Zanna kapıldığında araştırıcı olma. Haset ettiğinde Allahʹtan bağışlanma dile. Bir şeye bakıp uğursuz saydığında, (onun vehim olduğunu düşünerek) üzerinde durma geç. » (Taberânî: Hâris b. Nu’mân (R. A. ) dan)
«Kim bir müʹminin ayıbını gizleyip örterse, toprağa diri diri gömülen bir kız çocuğunu diriltmiş gibi (sevâp kazanmış) olur. » (Müsned-i Ahmed: 4/148, 153, 158, 159)
«Adamın biri sordu:
- Ya Resûlellah! Gıybet nedir? Cevap verdi:
- Kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmandır. » (Tirmizî/birr: 23- Dâremi/rikak: 6- Taberânî/kelâm: 10- Ahmed: 2/ 384, 386)
«Müslümanın her şeyi: Malı, ırzı ve kanı müslümana haramdır. Müslümana, şer olarak müslüman kardeşini küçümseyip horlaması yeter. » (Müslim/birr: 32- Ebû Dâvud/edeb: 35- Tirmizî/birr: 18- İbn Mâce/ fiten: 2- Ahmed: 2/277, 360- 3/491 - 4/168)
İSLÂM AHLÂKINDA FERDÎ VE TOPLUMSAL MÜNASEBETLER
«Ey imân edenler! Sizden bir kavim diğeriyle alay etmesin.. »
Kur’ân gerek ferdî (bireysel), gerekse toplumsal münasebetlerde herkesin kişiliğini, şeref ve itibarını korumayı öngörür ve peygamberler dışında kusursuz, günahsız ve hatâsız insan olamıyacağına göre, kişileri ve toplumları kusurlarıyla değil, iyilik ve meziyetleriyle; yararlı iş ve amelleriyle değerlendirmeyi emreder. Ancak azgınlık, taşkınlık ve ahlâksızlıkta ileri gidip zararlı düzeye gelenlerin te’dîp edilmesini ve başkalarının onlar hakkında uyarılmasını tavsiye etmekte bir sakınca görmez.
Böylece İslâm Dini, güvenli, huzurlu, ahenkli ve edepli bir toplumu oluşturmada beşerî münasebetlerin sağlıklı yürütülmesi için altı prensip koymuştur:
1- Bir toplum, bir kabile veya aşîret; bir aile, bir fert diğeriyle alay etmesin. Olabilir ki alay edilenler, alay edenlerden hayırlıdır. Zira her fert, aile ve toplum, başkasıyla uğraşmaktansa, önce kendisindeki kusurları, kötülükleri, ölçüsüzlükleri görüp gidermeye çalışmalıdır.
Aksine bir tutum, İslâm’ın getirdiği din kardeşliğini zedeler, hattâ yıkabilir.
2- Kadınlar da birbirlerini alaya almasınlar.
Sağlıklı, faziletli bir toplum, iffetli ve vakarlı hanımlarla ölçüsünü bulabilir. Birbirleriyle soyluluk, zenginlik, lüks ve konfor yarışına giren kadınlar, bağlı bulundukları aile ve topluma, sonra da millete zarar vermekle kalmaz, ekonomik sıkıntıya ve gayesiz, havâî kuşakların yetişmesine de sebep olabilirler.
3- Kendi kendinizi de ayıplamayınız.
Tevhîd İnancı’nın gölgesinde biraraya gelenler, kardeşlik bağlarıyla bütünlük arzederler. Birini ayıplayan, dolayısıyla kendini ayıplamış olur. Ayıplanacak bir söz söyleyen veya öyle bir davranışta bulunan kimse de dolayısıyla bağlı bulunduğu toplumu ve aileyi ayıplamış sayılır.
4- Kötü lâkaplarla sataşıp atışmayın..
Müslüman her bakımdan saygılıdır, edep ve terbiyelidir. Başkasını üzecek söz ve davranıştan kaçınması imânının gereğidir. O bakımdan din kardeşini üzecek bir isimle çağırması haram kılınmıştır.
5- İman nîmetine eriştikten sonra din ve ahlâk sınırlarını aşmakla ilgili isim ne kötüdür!
Şüphesiz aklı eren bir insan için «mü’min» ve «kul» sıfatları ne güzeldir! Buna eriştikten sonra başka yakışıksız isim ve sıfatlar takınmak veya takmak kişiliği zedeler, imân vakarına ters düşer. Aynı zamanda edep ve terbiyeyi, sevgi ve saygıyı bozar.
6- İnsan mayası itibarıyla bu gibi günah ve kusurlara kayabilir. Önemli olan, kusur ve günahını idrâk edip hemen Allahʹa dönmesini, tevbe ve istiğfarda bulunmasını bilmesidir. Aksi halde kişi zâlimler sınıfına girer ve ona göre geleceğini hazırlar.
Şüphesiz imândan kaynaklanan böyle bir duygu ve düşünce, nefsi kontrol altında tutar ve kişinin içinde mânevî bir bekçi olarak görev yapar.
TOPLUMUN GÜVEN VE AHENGİNİ BOZAN ÜÇ ŞEY
«Ey imân edenler! Zannʹın çoğundan kaçının. Şüphesiz ki «zann»ın bir kısmı günahtır.. »
Kur’ân, din kardeşliğinin lüzumu üzerinde durduktan sonra, bunu takvâ temeline, takvâyı da imân esasına dayamıştır. Ferdî ve İçtimaî münasebetlerin bu doğrultuda devamını sağlamak için de altı prensip koymuştur. Ayrıca toplumun ahenk, güven ve huzurunu ayakta tutmak için de şu üç şeyi de harâm kılmıştır:
1- Başkası hakkında kötü zan beslemek,
2- Başkalarının gizli hallerini araştırmak,
3- Gıybet etmek, toplum arasında söz götürüp getirmek.
Kötü zan, hadîslerde ifâdesini bulduğu gibi, yalanın en kötüsüdür. İnsanı, gerçeği bilmeden yorum ve yargıda bulunmaya iter. Böylece o, yalanla imânın birbirine zıd şeyler olduğunu düşünmez; hele yalanın takvâ ile birarada bulunmasının mümkün olamıyacağını hesaba katmaz. Sonunda kişi şüphelere kapılıp şunun, bunun hakkında kötü zan besleye besleye imânını zayıflatır ve takvâ havasından uzaklaşır.
Ancak zannın hepsinin böylesine tehlikeli ve günah olduğu söylenemez. Çünkü İslâm şeriâtının ibâdetle ilgili bölümlerinde «zann-ı gâlibe» yer verilmiştir. Kıyas, haber-i-vâhid ve benzeri hususlar da bu cümledendir. O halde Kur’ân ve hadîslerde yerilen zan, şüphe doğuran, zarar getiren «kötü zan»dır.
Unutmamak gerekir ki, «gıybet» de, «zan» da Kurʹân’ın anlatımıyla «ism» doğurur, yani günah meydana getirir ve bu da uhrevî cezayı hazırlar.
Bu günahlardan sonra, pişmanlık duyup tevbe ve istiğfarda bulunulduğu takdirde, Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Onun günahkâr kulunu bağışlaması umulur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, İslâm ahlâkıyla ilgili konular üzerinde duruldu ve aydınlatıcı, aynı zamanda yönlendirici bilgiler verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, üstünlüğün, şeref ve itibarın «takvâ»da olduğu, kim daha çok Allahʹtan korkup fenalıklardan sakınırsa, onun daha üstün kabul edildiği açıklanıyor. İman ile İslâm kavramları arasındaki farka değiniliyor. Gerçek mü’minlerin üç önemli vasfı üzerinde duruluyor. İslâmʹa girenin kendi lehine mutlu yol seçtiği hatırlatılıyor.