MEÂLİ:
105- Ey imân edenler! Kendinize sahip olun, kendinize bakın. Siz doğru yolda iseniz, yoldan sapan size zarar veremez. Hepinizin de dönüşü Allahʹadır. O size yaptıklarınızı bir bir haber verip açıklıyacaktır.
İNİŞ SEBEBİ
Müslümanlar, fethettikleri yerlerde yaşıyan halkı, İslâm’a girmekle cizye vermek arasında serbest bıraktılar. Çünkü dinde zorlama yoktur. Dindar olmak sağduyu, irfan, anlayış, kavrayış ve gönülden gelen bir inanç meselesidir.
Öteden beri İslâm’ın aleyhinde olan Kitap Ehli ve putperestler; Müslümanların bu tutumunu kınadılar, «Kiminden cizye alıyorlar, kiminden değil» diye olumsuz yönde propaganda çarkını çalıştırmaya devam ettiler. Bu sebeple yukarıdaki âyet indi. (Fazla bilgi için bak: Lübabü’t-Te’vîl/Alaeddin Ali)
AÇIKLAMA
Çünkü İslâm fethettiği yerlerde halkı inancında serbest bırakırken, aklen, şer’an ve örfen iyi ve yararlı olanı emretmeyi, bu üç esasa göre zararlı kabul edilen kötülüklerden sakındırmayı ihmal etmemiştir.
Âyette, «(Siz) kendinize sahip olun, kendinize bakın» denilirken, Müslümanların kendi günlük hayatlarında İslâm’ın bütün esas ve prensiplerini yaşıyarak çevrelerindeki insanlara, uyulması gereken model ve örneği vermekle görevli bulundukları hatırlatılıyor. Yoksa siz kendinize bakın, gerisini boş verin, kim ne yaparsa yapsın, diye bir tavsiyede bulunulmuyor.
Nitekim Kays b. Ebî Hâzim, Ebû Bekir SIDDÎK’ın (R. A. ) Müslümanlara şöyle seslendiğini sahîh bir tesbitle nakletmiştir:
«Ey insanlar! hepiniz de, Kur’ânʹda, «Ey imân edenler! kendinize sahip olun, kendinize bakın, siz doğru yolda iseniz, yoldan sapan size zarar veremez» âyetini okuyorsunuz, fakat onu lâyık olduğu ölçüde yerine koymuyorsunuz ve ne denildiğini de bilmiyorsunuz. Ben Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden işittim, şöyle buyurdu: «İnsanlar bir zâlimi görürler de engel olmak için onun elini tutmazlarsa, çok sürmez Allah ondan dolayı onların hepsini bir azâba uğratır. » (Tirmizî: Hadisün hasenün sahihün - İbn Kesîr)
YORUMLAR - RİVÂYETLER
«Siz, kabul edildiği sürece iyilikle emrediniz, kötülükten menʹediniz. Reddedilince de kendinize sahip çıkınız. »
Bu, âyetin bir yorumudur.
«Şüphesiz ki Kur’ân’ın inen âyetlerinin bir kısmının yorumu, henüz inmeden önce gelip geçmiştir. Bir kısmının yorumu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devrinde meydana çıkmıştır. Bir kısmının da Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden hemen sonra yorumu ortaya çıkmış, bir kısmının ise son zamanlarda ortaya çıkacaktır. Diğer bir kısmının da kıyâmet günü ortaya çıkacağı bilinmektedir; bu da hesap, cennet, cehennem ve benzeri hususlarla ilgili olanlarıdır. »
Bu da âyetin bir başka yorumudur.
«Sizin kalbleriniz, hevesleriniz bir noktada toplanıp birlik sağladığınız; bir takım gruplara ayrılmadığınız, birbirinizin şiddet ve saldırısına hedef olmadığınız sürece iyilikle emredip kötülüklerden men’ediniz.
Kalbleriniz parçalanıp arzu ve hevesleriniz ihtilâfa düştüğü, hiziplere ayrılıp birbirinizin şiddet ve saldırısını tatmaya başladığınız zaman artık nefsinize bakın. » Böyle bir devir geldiğinde âyetin bir diğer yorumu ortaya çıkmış olur.
Abdullah bin Ömer’in (R. A. ) Yorumu:
İbn Ömer’e denildi ki:
- Bugünlerde oturup iyilikle emretmeyi, kötülüklerden men’etmeyi terketsen, daha iyi etmez misin? Çünkü Allah, «Siz kendinize bakın.. » buyuruyor.
O şu cevabı verdi:
- Bu âyet benimle ve arkadaşlarımla ilgili değildir. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bize: «Hazır olan kimseler, hazır olmayanlara teblîğ etsin, » buyurdu. Biz Resûlüllah’a (A. S. ) eriştik, onun huzurunda bulunduk, sizler ise O’nu görmediniz, huzurunda bulunmadınız. O halde öğrendiklerimizi size teblîğ etmekle görevli bulunuyoruz. Sözünü ettiğiniz âyet bizden sonra gelip iyilikle emir, kötülükten alıkoyma hususunda sözleri dinlenmiyen kişilerle ilgilidir. (İbn Cerîr Taberî: Süfyân bin İkbal’dan)
Ebû Umeyye eş-Şa’banî diyor ki:
Ebû Saʹlebeʹye uğradım ve kendisine, «Ey imân edenler! (Siz) kendinize sahip olun, kendinize bakın. » meâlindeki âyetle nasıl amel ettiğini sordum. Bana şu cevabı verdi: Vallahi ben bu âyetin yorumunu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sordum. Bana şöyle buyurdu: «İtaat edilen bir ihtirası, kin ve aşırı cimriliği, peşine takılıp uyulan bir hevesi, etkileyici bir dünyayı ve her görüş sâhibinin kendi görüşünü beğendiğini görünceye kadar iyilikle emredin, kötülükten menʹedin. Sözü edilen durumlar ortaya çıktığında artık özellikle kendine bak, halkı bırak. Çünkü önünde sabır günleri olacak. Kim o günlerde sabrederse, ateşi elinde tutmuş olur. O günlerde sâlih amelde bulunan kimseye sizin ameliniz gibi amel eden elli kişinin sevap ve mükâfatı yardır. » (Lübabü’t-Te’vîl: 1/494-Mısır: 1955 - Ebû Davud/melâhim: 17 - Tirmizî/tefsîr: 5 - İbn Mace/fiten: 21’de ise, buna yakın bir rivâyete yer verilmiştir)
İlgili rivâyetlerden çıkarılan sonuç:
İlgili âyetle, insanlıktan yana en hayırlı ümmet olarak ortaya çıkarılan Hz. Muhammed’in (A. S. ) ümmetinin hakkı temsîl ettiğinde, hemen her devirde mutlaka karşısına bâtılın çıkacağına işâret ediliyor. Gerçek bu olduğuna ve bâtılı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığına göre, müʹminlerin bâtıla karşı tutumları ne ölçüde olmalıdır? İşte bunun cevabını Kur’ân veriyor: «Ey imân edenler! Kendinize sâhip olun, kendinize bakın. Siz doğru yolda iseniz, (doğru) yoldan sapan size zarar veremez.. »
Mü’minler İslâmı gerçek anlamıyla yaşadıkları, imân aksiyonunu taşıdıkları takdirde, kendilerine düşeni yapmış olurlar. Çünkü böyle bir tavır ve tutumda birlik ve beraberlik ruhu üstün gelir. Küfür ehlinin zararı ise, yarı yolda kalır. O hâlde her fert İslâmʹı yaşadığı, toplum da ahlâkî ve sosyal meselelerini İslâmî doğrultuda çözmeğe çalıştığı gün korku ve endişe kalkmış sayılır.
O halde ortada insanlara ışık tutan, yol gösteren bir gerçek vardır; o da müslümanların İslâm’ı dosdoğru yaşamalarıdır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetle, önce Müslümanların kendilerini korumaları, müʹminlerin İslâmî ölçülere göre yaşayıp başkalarına iyi örnek olmaları emredildi. Aşağıdaki âyetlerle, inançların, amellerin korunması kadar, mal ve servetin de korunmasının lüzumlu olduğu belirtiliyor ve ölüm belirtileri ortaya çıkınca vasiyetin gereği üzerinde duruluyor ve yol gösteriliyor.