Nisa Suresi 101-104. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبِينًا وَاِذَا كُنْتَ فِيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَأْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ اِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَاِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

102.

Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kafirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kafirler sizin apaçık düşmanınızdır.

Diyanet İşleri

102.

(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü'minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekat kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. İnkar edenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkarcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

103.

Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah'ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü'minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

104.

Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

101- Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda, küfredenlerin sizi fitneye düşürüp kötülük edeceklerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda (veya hafif tutmanızda) size bir vebâl yoktur. Doğrusu kâfirler sizin çok açık düşmanlarınızdır.

102- Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, on­lardan bir kısmı seninle beraber namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar. Secde ettiklerinde(n hemen sonra) arkanızda yerlerini alsınlar. Bu defa henüz namaz kılmayan diğer kısım gelip seninle beraber namaz kılsınlar; tetikte olup silâhlarını yanlarında tutsunlar. Küfredenler, silâh­larınızdan ve eşyanızdan gaflet etmenizi ve böylece size birdenbire baskın yapmayı isterler. Eğer yağmurdan tedirgin olur veya hasta bulunursanız, silâhlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur; ama her şeye rağmen te­tikte olun, ihtiyatlı davranın. Şüphesiz ki Allah kâfirlere aşağılayıcı, horlayıcı bir azâp hazırlamıştır.

103- Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek oturarak, gerekse yan­larınız üzerine bulunurken Allahʹı anın, (korkuyu atıp) kalbiniz yatışınca da tam olarak namazı kılın. Çünkü namaz belirli vakitlerde müʹminler üzerine farz kılınmıştır.

104- (Düşmanınız olan) kavmi (kâfirleri) tâkip etmekte gevşeklik göstermeyin. Siz acı ve kaygı duyuyorsanız, herhalde onlar da sizin duy­duğunuz gibi acı ve kaygı duyuyorlar; kaldı ki siz onların ummadıkları şe­yi Allah’tan umuyorsunuz. Allah bilendir ve yegâne hikmet sâhibidir.

İNİŞ SEBEBİ

Ashabdan Ebû lyaş (R. A. ) diyor ki:

Resûlüllâh (A. S. ) ile birlikte öğle namazını kıldık. Müşrikler neden son­ra akıllarına gelmiş, «Muhammedʹle arkadaşları namaz kılarken üzerleri­ne saldırmalıydık, fırsatı kaçırdık.. » diyerek hayıflanmışlar; aralarından bazısı, «üzülmeyin, biraz sonra bir namaz vakti daha gelecek ki bu onlara babalarından daha sevimlidir: İkindi namazı... »

Bunun üzerine Melek Cebrâîl yukarıdaki âyetle indi. (Esbâb-ı Nüzul/Nisaburî - İbn Cerîr Taberî)

İbn Abbas (R. A. )dan yapılan sahih rivâyete göre, sözü edilen öğle na­mazı ASFAN mevkiinde kılınmıştı.

Yaʹlâ bin Umeyye (R. A. ), Hazret-i Ömer’den (R. A. ) düşman korkusun­dan dolayı namazı kısaltmaktan sordu ve artık pek korku kalmadı, yolcu­luk halinde yine namazı kısaltabilir miyiz? diye ilâve ettiğinde, Hz. Ömer (R. A. ) ona: «Senin hayret edip sorduğun gibi, ben de Peygamber (A. S. ) Efendimize sordum, bana: «Bu Allahʹın size tasaddukta bulunduğu bir sa­dakadır, Oʹnun sadakasını kabul edin.. » buyurdu. (Kurtubî - İbn Cerîr Taberî. - Lübabü’t-Te’vîl - İbn Kesîr)

İLGİLİ HADÎSLER

«(Seferi namazların dört rekʹatli olanlarında kasr), Allahʹın size ta­saddukta bulunduğu bir sadakadır; Oʹnun sadakasını kabul edin.. » (Tirmizî: Hadisün Hasenün/tefsîr: 4 - Müslim/müsafirîn: 4)

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki :

«Resûlüllâh (A. S. ) Medineʹden çıkıp Mekkeʹye yolculuk yaptığında, âlemlerin Rabbinden başka hiçbir şeyden korku ve endişesi kalmadığı hal­de yine de dört rek’atli farzları iki rek’at olarak kıldı. » (Tirmizî: Hadisün Hasenün/tefsîr: 4 - Müslim/müsafirîn: 4)

Hâris bin Vehb (R. A. ) diyor ki:

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz olmuş olacak şeylerden güven içinde bulunduğu halde Mina’da bize (dört rekʹatli farzları) iki rek’at olarak kıl­dırdı. Ebû Bekir ile Ömer (Allah ikisinden de râzı olsun) böyle kıldırdı­lar. » (Sahih-i Buharî)

Abdullah bin Abbas (R. A. ) diyor ki:

«Allah (C. C. ) namazı Peygamberimiz Muhammedʹin (A. S. ) dili üzerine hazerde dört rek’at, seferde iki rek’at olarak farz kıldı. Korkulu zamanlar­da ise bir rekʹat olarak kılınmasını emretti. » (Sahih-i Müslim)

Hz. Sâlim (R. A. ) babasından rivâyetle diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz seferde düşman saldırısı endişesi başgösterdiğinde askeri ikiye ayırdı, her bir grupla bir rekʹat kıldı. Sonra her grup birer rek’at daha kılıp namazlarını tamamladılar. » (el-Cemaa - İbn Cerir)

İbn Abbas’ın ifadesinden korku namazının bir rek’at farz kılındığı, Sâlim’in rivâyetinden iki rek’at kılınması gerektiği anlaşılıyor. Bu konuda geniş bilgi için fıkıh kitaplarında SEFERÎ NAMAZ ve KORKU NAMAZI bö­lümlerine bakılması tavsiye edilir.

NAMAZI KISMAK VEYA KISALTMAK

«Yeryüzünde yolculu­ğa çıktığınızda, küfredenlerin sizi fitneye düşürüp kötülük edeceklerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. »

KASR: Namazın rek’at sayısını azaltmak anlamına geldiği gibi nama­zın keyfiyetinde, yani rükû’ ve secdelerinde kısma yaparak bunları baş işâretiyle yerine getirmek anlamına da gelir. Ayrıca KASRʹın bir süre alı­koymak, geciktirmek mânasında da kullanıldığı görülmüştür. Bu takdirde seferî halde düşman korkusu söz konusu olduğunda namazı kazaya bı­rakmak hükmü de çıkar.

Bunlar ihtimal olmakla beraber birinci mâna daha sahihtir. Çünkü cümlede kullanılan MİN harfi teb’iz içindir; bu da namazın bazı rekʹatleriyle yetinmeyi ifâde eder.

Hanefî imamlarına göre, düşman korkusu olsun olmasın üç konaklık, ya da fazla mesafede sefere çıkılınca dört rek’atli farzları iki rek’at kıl­mak vâcibdir. Terki günaha neden olur. Düşmanın bir baskın ve benzeri fenalıkta bulunma endişesi başgösterdiği zamanlarda ise, baş işâretiyle değil, namazı kazaya bırakmak daha uygundur. (Sahîh-i Buharî’ye, Kasr-ı salât faslına bak.)

Nitekim Hz. Âişe (R. A. )dan yapılan sahih rivâyette:

«Namaz önceleri ikişer rekʹat olarak farz kılındı. Sonra eyleşik du­rumda öğle, ikindi ve yatsı namazları dört rekʹate çıkarıldı. Yolculuk ha­linde ise, ilk farz kılındığı ölçü ve sayıda bırakıldı. » denilmektedir.

İbn Abbas ve Cübeyr bin Mutʹim’a göre de, namaz hazerde dört, se­ferde iki rek’at olarak farz kılınmıştır. (Sahîh-i Müslim’e, Kasr-ı salât faslına bak)

İmam Mâlik ile İmam Şâfiîʹye göre: Seferde namazı kasretmek, yani dört rek’atli olanları iki rek’at halinde kılmak sünnettir. Mâlikî imamların­dan Ebu Saîd Ferviy’ye göre, seferi bulunan mü’min dörtle iki arasında serbesttir. Sahih olan da budur.

İmam Şafiî bu konuda şunu da söylemiştir: «Namazı, düşman korku­su olmadığında seferi halde iken kısaltmak sünnet ile; düşman korkusu bulunduğu seferi hallerde ise kısaltmak veya kısmak Kitap ve Sünnet ile sâbit olmuştur. »

O halde seferde dört rek’at kılan kimseye bir şey gerekmez, ne var ki sünnete uyarak iki rekʹat kılması daha uygundur. Ahmed bin Hanbelʹin de görüş ve içtihadı bu anlam ve ölçüdedir.

Bir adam Abdullah bin Ömerʹe sordu:

- Biz Kurʹân’da eyleşik haldeki namaz ile korku namazı hakkında açıklama buluyoruz, ama yolculuk halindeki namaz hakkında bir şey bu­lamıyoruz; bu hususta bizi aydınlatır mısın?

Hz. Abdullah şu cevabı verdi:

- Kardeşim oğlu! Allah bize Muhammedʹi (A. S. ) gönderdiğinde bir şey bilmiyorduk, hepimiz sırılsıklam câhil idik. O ne yaptıysa biz de onu yaptık; O, seferde iki rekʹat kıldı, biz de iki rekʹat kıldık ve kılıyoruz.

İmam Kurtubî bu konuda diyor ki:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin yapmış olduğu bütün seferlerinde -Al­lahʹtan başka hiçbir şeyden korku ve endişesi kalmadığı halde- dört rek’atli namazları iki rekʹat, akşam namazını üç rekʹat olarak kıldığı sahih riva­yetlerle sâbit olmuştur. Böylece seferî namazın iki rekʹat olarak bize in­tikali bir sünnettir.

Nitekim Hz. Ömer (R. A. ), korku ve endişenin kalmadığı hallerde na­mazın kısaltılıp kısaltılmıyacağını Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sormuş, Efendimiz ona şu cevabı vermiştir:

«Bu bir sadakadır ki Allah size tasaddukta bulunmuştur. Onun sada­kasını kabul edin!. » (Tirmizî/tefsîr: 4 - Müslim/müsafirîn: 4 - İbn Cerîr Taberî - İbn Ke­sîr Ebu’l-Fidâ’)

Ashabdan Hz. Hanzele (R. A. ), İbn Ömer’e (R. A. ):

- Ya Abdullah Seferî namaz kaç rekʹattir? diye soruyor. O da şu cevabı veriyor:

- İki rekattir...

Hanzele devamla:

- «Küfredenlerin sizi fitneye düşürüp kötülük edeceklerinden endi­şe ederseniz.. » (meâlindeki) âyete he dersiniz?

Diye sorunca, İbn Ömer (R. A. ):

- Seferî namazın iki rekʹat olarak kılınması Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimizin sünnetidir, diye cevap veriyor.

Konuyu Mezhep İmamlarının Görüşüne Göre Özetliyelim:

a) Yolculuk halinde -düşmanın saldırı endişesi bulunsun bulunmasın- dört rekʹatli farzları iki rekʹat olarak kılmak biʹl-icmâ’ câizdir. Ancak İmam Ebû Hanîfeʹye göre bu vâcibdir.

İmam Mâlikʹten bu hususta iki rivâyet yapılmıştır: Birine göre vâcib, diğerine göre sünnet olduğu anlaşılıyor. İmam Şâfiî ve Ahmed bin Han­bel’e göre, sünnettir.

b) Seferde iki rek’at kılmak KASR mıdır, yoksa seferî namaz doğru­dan doğruya iki rekʹat olarak mı farz kılınmıştır? İmam Ebû Hanîfe’ye gö­re KASR değil, iki rek’at olarak farz kılınmıştır. Âyetteki KASR’dan maksat, seferde korkulu anlarda rükûʹ ve secdeleri baş işâretiyle yerine getirip namazı hafif tutmaktır.

Diğer mezhep sâhibi üç imama göre, bu bir KASRʹdır, yani namaz (öğle, ikindi ve yatsı namazları) dörder rekʹat olarak farz kılınmış, sonra mutlaka seferde ikişer rekʹate indirilmiştir. Bu bir ruhsattır, azimet değil­dir.

Her birinin kendi içtihat ölçülerine göre, sağlam delilleri vardır. Ge­niş bilgi için dört mezheple ilgili Abdurrahman el-Cezîrîʹnin eserine, Zeylaîʹnin Nasbu’r-Râye adlı kıymetli kitabına ve diğer kaynak fıkıh kitapları­na müracaat edilmesi uygun olur.

KORKU NAMAZI NASIL KILINIR?

a) İmam Ebû Yusuf ile Hasan bin Ziyad’a göre, bu namaz Peygam­ber (A. S. ) Efendimize hastır, ümmete teşmil edilemez, yani Peygamberden sonra başkasına bu hususta cevaz verilmemiştir.

b) Şafiî fukahasından Müzenîʹye göre, önce sâbit olmuş, sonra hük­mü kaldırılmıştır. Çünkü âyette hitap özellikle peygamber (A. S. ) Efendimizedir.

c) Cumhur-i Ulemâye göre, hitap has, emir ammdır; yani ümmete de şâmildir. Hulefâ-i Râşidîn’den bazısı ve Ashab-ı Kirâmʹdan birkaç zatın Peygamber (A. S. ) Efendimizin vefatından sonra seferi halde korku baş gösterdiğinde Korku Namazını kıldırdıkları sahih kaynaklardan tesbit edil­miştir. Nitekim HERÎN GECESİ Hz. Ali (R. A. ) bu namazı bizzat kıldırmıştır. Ebû Musa el-Eş’arî (R. A. ) ise, Taberistanʹda bulunduğu sırada se­bepler ortaya çıkınca bu namazı cemaate kıldırmıştır.

d) Hattabîʹye göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz korku namazını muh­telif yerlerde ve farklı biçimlerde kıldırmıştır; hepsi de namazın ruhuna ve esasına uygunluk içinde aynı noktada birleşir. Geniş bilgi için kaynak fı­kıh kitaplarına bakılması tavsiye olunur.

Düşmanın kıble cihetinde bulunmasıyla, başka bir cihette bulunma­sı, farklı durumlar meydana getirir ve ona göre imam, askere namaz kıl­dırır.

Savaş İyice Kızıştığında

Savaş iyice kızışıp herkes can derdine düştüğünde namaz vakti az kalmışsa ne yapılır? Böyle bir durumda herhalde namaz kılmak gerekir mi, yoksa kazaya mı bırakmak daha uygundur? Mezhep İmamlarının bu mesele hakkındaki tesbit ve içtihatları farklıdır:

- İmam Şâfiî’ye göre, yaya ve süvari olarak hem savaşa devam edi­lir, hem bu arada baş işâretiyle namaz iki rekʹat olarak kılınır.

- İmam Ebu Hanîfeʹye göre, böyle bir durumda baş işâretiyle na­maz kılınmaz, kazaya bırakılır.

NEDEN KORKU NAMAZI?

Namaz her ân insan ruhunu tazeliyen ilâhî bir iksir, lâhutî bir ışık­tır. Barış ve huzur günlerinde ruhu cilâlar, vicdanı geliştirip çok duyarlı kılar; akıl ile imân arasında en sağlam köprünün kurulmasını sağlar. Kal­be kuvvet, dimağa berraklık getirir. Ruhumuzu saran kötü düşünce ve ni­yetleri hayra çevirir. Günlük yaşantımızda bozulan sinir sistemimizi sürʹat­le düzeltir. Beden ile ruh arasında dengeyi, insan ile hayat kanunu ara­sında uyumu gerçekleştirir.

Savaş ve korkulu zamanlarda, felâket günlerinde olaylara karşı da­yanmayı, düşmana kahramanca karşı koymayı, ölümün yokluk olmadığı­nı, bilakis daha geniş ve huzurlu bir hayata açılan kapı olduğunu en du­yarlı biçimde fısıldar. Allah’a daha çok itaatli olmayı hatırlatırken baştaki emir ve kumanda sahiplerine gönülden uymayı için için telkin eder. İmana güç, irfana ışık, sabra açıklık, hakkı teslimiyete mutlak anlamda bağlılık sunar.

Bunun için Allah: «Namaz kıl! » diye emretmiştir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Namaz gözümün aydınlığıdır.. » buyurmuştur. Savaşta korku­lu zamanlarda bile insandan yana bunca yarar ve fazîletleri beraberinde taşıyan namazın terkedilmemesi hatırlatılıyor. Bir rek’atle olsun, İslâmʹın birlik ve dirlik, itaat ve teslimiyet dini olduğu çevreye yansıtılmalı; Allah’a ve emir sahiplerine itaatin ölçü ve anlamı sergilenmeli; mü’minlerin her yerde ve her olay karşısında Allahʹın yüce kudret ve sanatını görebilme­leri sağlanmalı.

NEDEN BEŞ VAKİT?

Önce şunu belirtelim ki, bedenî yapımız günde en az iki, ya da üç de­fa ölçülü biçimde gıda almakla varlığını koruyabilmekte ve yaşama şan­sına sahip olabilmektedir. Yaratıcı yüce kudret, beden makinasını bu özel­lik ve nitelikte yaratmıştır. Ona gıda vermek zorunda olduğumuzu biliyo­ruz. Hiç kimse aksini iddia edemez. Aksine bir yol tutan, bedeniyle bağlı bulunduğu hayat kanunu arasında bir boşluk meydana getirmiş olur ki, bunun sonu ölümdür. Ruhî yapımıza gelince: Yaratıcı yüce kudret, ona günde belirli vakitlerde beş defa gıda verilmesini planlamış ve bu yapı­nın öz varlığını sürdürebilmesi, yaratıldığı amaca yönelmesi için değişmez kanunlar koymuştur. Günde beş vakit namaz ruhun değişmeyen en ya­rarlı gıdası olarak bulunuyor. Bu ibâdeti belli ve belirli vakitlerde yerine getirmek ne kadar yararlıysa, terkedilmesi de o nisbette zararlıdır.

Büyük Müfessir Fahrüddîn Râzî, Mefatihüʹl-Gayb (Gaybin Anahtar­ları) adlı paha biçilmez eserinde beş vakit namazın hikmet ve felsefesini çok usta bir üslûp ve yüksek düşünce ürünü olarak açıklamıştır. Biz bu ne­fis parçayı özetliyerek sunuyoruz:

Namazın belirli beş vakitte kılınması son derece makul ve güzel bir ölçü ve anlam arzetmektedir. Çünkü şu âlemde her şey kendi durumunun ve varlığının hikmeti özelliğine göre beş mertebe üzere bulunuyor:

1. Yokluk karanlığından varlık alanına geliş.

2. Bir sure artıp eksilmeden eriştiği kemal üzere duraklayıp kalış.

3. Bir süre sonra bulunduğu duraklama mertebesinden yavaş yavaş iniş.

4. Daha sonra hızlı bir iniş ve batış.

5. Batıştan sonra bir süre izinin kalışı ve sonra da belirsiz hale ge­lişi..

İnsan dahil bütün canlıları ve bitkileri ele alacak olursak, her birinin bu beş mertebede bir ömür sürdüğünü görürüz. Kademeli çıkış ve inişleri, sonra da belirsiz hale gelmeleri bütün açıklığıyla hergün gözlerimizin önü­ne serilmektedir. Güneşin her gün doğuş ve batışı ve bu ikisi arasındaki mertebeleri aşması ile insan hayatı ve beş vakit namaz arasında bir bağ­lantı yok mudur? Güneşin doğuşu, çocukluğu; gökkubbesi ortasına gelip ışınlarının artması, güçlü bir enerji sergilemesi gençliği; duraklama devre­si, gençliğin bir süre devamını; batıya doğru yavaş yavaş meyletmesi, nok­sanlığın baş göstermesini; ikindiden sonra sararıp belirgin ölçüde batma­ya yüztutması, yaşlılığın son demlerini; ufukta kaybolması, ölümü ve bat­tıktan sonra bir süre ufukta izinin kalması ve bir müddet sonra tamamen kaybolması, ölümden bir süre sonra unutulmayı anlatır. Beş vakit namazla ömrümüz arasındaki çağrışımı tekrarlayıp durur.

Evet, bu öyle bir düzendir ki şaşmayan kanunlarla hedefine doğru akıp gitmektedir; değiştirilmesi ise mümkün değildir. Allah’tan başka bir gücün böyle bir düzeni kurmaya elbette ki kuvvet ve kudreti yetmez. Çün­kü canlıların kuvvet ve kudreti sınırlı ve sonludur. Allahʹın kuvvet ve kud­reti sonsuz ve sınırsızdır.

O halde insan ömrünün beş devresini simgeliyen beş vakitte, O son­suz ve sınırsız Kudretin emrine uyarak namaz kılmamız; yüce yaratanın huzurunda mahviyet ve teslimiyet içinde kulluk görevimizi yapmamız ka­dar tabii ne olabilir?

Kurʹân-ı Kerîm’de beş vakit namaz böylesine yüksek ve derin anlamIı bir tasvirle şöyle açıklanmıştır:

«Akşamlarken, sabahlarken Allahʹı tesbih edin (Oʹnun için namaz kı­lın). Hamd (her türlü övgü) göklerde de, yerde de Oʹna mahsustur, (övül­meğe ancak O lâyıktır). İkindi vaktinde de öğleye girerken de (Oʹnu tesbih edin, namaz kılın). » (Rum sûresi Âyet: 17-18)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle savaştan ve onunla ilgili hükümlerden bahsedildi. Sonra yanlışlıkla adam öldürmenin cezâ ve keffareti açıklandı. Kasden bir mü’mini öldürmenin büyük bir cinayet, taşınması çok zor ağır bir vebâl olduğu belirtildi. Sonra savaşlarda korkulu anlarda insana umut ve ce­saret veren korku namazının nasıl kılınacağı konu edinildi. Aşağıdaki âyet­lerle, henüz İslâmʹın derin zevkini kalbine yerleştiremiyenlerin savaşa kar­şı kayıtsız kaldıkları gibi, savaş dışında da Peygamber (A. S. ) Efendimizi yanıltmak için yalan ve bir takım düzenlere başvurdukları belirtiliyor. Al­lah’ın indirdiği Kitap ve ondaki hükümler doğrultusunda insanlar arasın­da hükmedilmesi emrediliyor. Haksızlardan yana eğilimde bulunulmama­sı, haksızın savunulmaması hususunda gereken uyarı yapılıyor.