MEÂLİ:
101- Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda, küfredenlerin sizi fitneye düşürüp kötülük edeceklerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda (veya hafif tutmanızda) size bir vebâl yoktur. Doğrusu kâfirler sizin çok açık düşmanlarınızdır.
102- Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar. Secde ettiklerinde(n hemen sonra) arkanızda yerlerini alsınlar. Bu defa henüz namaz kılmayan diğer kısım gelip seninle beraber namaz kılsınlar; tetikte olup silâhlarını yanlarında tutsunlar. Küfredenler, silâhlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etmenizi ve böylece size birdenbire baskın yapmayı isterler. Eğer yağmurdan tedirgin olur veya hasta bulunursanız, silâhlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur; ama her şeye rağmen tetikte olun, ihtiyatlı davranın. Şüphesiz ki Allah kâfirlere aşağılayıcı, horlayıcı bir azâp hazırlamıştır.
103- Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek oturarak, gerekse yanlarınız üzerine bulunurken Allahʹı anın, (korkuyu atıp) kalbiniz yatışınca da tam olarak namazı kılın. Çünkü namaz belirli vakitlerde müʹminler üzerine farz kılınmıştır.
104- (Düşmanınız olan) kavmi (kâfirleri) tâkip etmekte gevşeklik göstermeyin. Siz acı ve kaygı duyuyorsanız, herhalde onlar da sizin duyduğunuz gibi acı ve kaygı duyuyorlar; kaldı ki siz onların ummadıkları şeyi Allah’tan umuyorsunuz. Allah bilendir ve yegâne hikmet sâhibidir.
İNİŞ SEBEBİ
Ashabdan Ebû lyaş (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) ile birlikte öğle namazını kıldık. Müşrikler neden sonra akıllarına gelmiş, «Muhammedʹle arkadaşları namaz kılarken üzerlerine saldırmalıydık, fırsatı kaçırdık.. » diyerek hayıflanmışlar; aralarından bazısı, «üzülmeyin, biraz sonra bir namaz vakti daha gelecek ki bu onlara babalarından daha sevimlidir: İkindi namazı... »
Bunun üzerine Melek Cebrâîl yukarıdaki âyetle indi. (Esbâb-ı Nüzul/Nisaburî - İbn Cerîr Taberî)
İbn Abbas (R. A. )dan yapılan sahih rivâyete göre, sözü edilen öğle namazı ASFAN mevkiinde kılınmıştı.
Yaʹlâ bin Umeyye (R. A. ), Hazret-i Ömer’den (R. A. ) düşman korkusundan dolayı namazı kısaltmaktan sordu ve artık pek korku kalmadı, yolculuk halinde yine namazı kısaltabilir miyiz? diye ilâve ettiğinde, Hz. Ömer (R. A. ) ona: «Senin hayret edip sorduğun gibi, ben de Peygamber (A. S. ) Efendimize sordum, bana: «Bu Allahʹın size tasaddukta bulunduğu bir sadakadır, Oʹnun sadakasını kabul edin.. » buyurdu. (Kurtubî - İbn Cerîr Taberî. - Lübabü’t-Te’vîl - İbn Kesîr)
İLGİLİ HADÎSLER
«(Seferi namazların dört rekʹatli olanlarında kasr), Allahʹın size tasaddukta bulunduğu bir sadakadır; Oʹnun sadakasını kabul edin.. » (Tirmizî: Hadisün Hasenün/tefsîr: 4 - Müslim/müsafirîn: 4)
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki :
«Resûlüllâh (A. S. ) Medineʹden çıkıp Mekkeʹye yolculuk yaptığında, âlemlerin Rabbinden başka hiçbir şeyden korku ve endişesi kalmadığı halde yine de dört rek’atli farzları iki rek’at olarak kıldı. » (Tirmizî: Hadisün Hasenün/tefsîr: 4 - Müslim/müsafirîn: 4)
Hâris bin Vehb (R. A. ) diyor ki:
«Peygamber (A. S. ) Efendimiz olmuş olacak şeylerden güven içinde bulunduğu halde Mina’da bize (dört rekʹatli farzları) iki rek’at olarak kıldırdı. Ebû Bekir ile Ömer (Allah ikisinden de râzı olsun) böyle kıldırdılar. » (Sahih-i Buharî)
Abdullah bin Abbas (R. A. ) diyor ki:
«Allah (C. C. ) namazı Peygamberimiz Muhammedʹin (A. S. ) dili üzerine hazerde dört rek’at, seferde iki rek’at olarak farz kıldı. Korkulu zamanlarda ise bir rekʹat olarak kılınmasını emretti. » (Sahih-i Müslim)
Hz. Sâlim (R. A. ) babasından rivâyetle diyor ki:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz seferde düşman saldırısı endişesi başgösterdiğinde askeri ikiye ayırdı, her bir grupla bir rekʹat kıldı. Sonra her grup birer rek’at daha kılıp namazlarını tamamladılar. » (el-Cemaa - İbn Cerir)
İbn Abbas’ın ifadesinden korku namazının bir rek’at farz kılındığı, Sâlim’in rivâyetinden iki rek’at kılınması gerektiği anlaşılıyor. Bu konuda geniş bilgi için fıkıh kitaplarında SEFERÎ NAMAZ ve KORKU NAMAZI bölümlerine bakılması tavsiye edilir.
NAMAZI KISMAK VEYA KISALTMAK
«Yeryüzünde yolculuğa çıktığınızda, küfredenlerin sizi fitneye düşürüp kötülük edeceklerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. »
KASR: Namazın rek’at sayısını azaltmak anlamına geldiği gibi namazın keyfiyetinde, yani rükû’ ve secdelerinde kısma yaparak bunları baş işâretiyle yerine getirmek anlamına da gelir. Ayrıca KASRʹın bir süre alıkoymak, geciktirmek mânasında da kullanıldığı görülmüştür. Bu takdirde seferî halde düşman korkusu söz konusu olduğunda namazı kazaya bırakmak hükmü de çıkar.
Bunlar ihtimal olmakla beraber birinci mâna daha sahihtir. Çünkü cümlede kullanılan MİN harfi teb’iz içindir; bu da namazın bazı rekʹatleriyle yetinmeyi ifâde eder.
Hanefî imamlarına göre, düşman korkusu olsun olmasın üç konaklık, ya da fazla mesafede sefere çıkılınca dört rek’atli farzları iki rek’at kılmak vâcibdir. Terki günaha neden olur. Düşmanın bir baskın ve benzeri fenalıkta bulunma endişesi başgösterdiği zamanlarda ise, baş işâretiyle değil, namazı kazaya bırakmak daha uygundur. (Sahîh-i Buharî’ye, Kasr-ı salât faslına bak.)
Nitekim Hz. Âişe (R. A. )dan yapılan sahih rivâyette:
«Namaz önceleri ikişer rekʹat olarak farz kılındı. Sonra eyleşik durumda öğle, ikindi ve yatsı namazları dört rekʹate çıkarıldı. Yolculuk halinde ise, ilk farz kılındığı ölçü ve sayıda bırakıldı. » denilmektedir.
İbn Abbas ve Cübeyr bin Mutʹim’a göre de, namaz hazerde dört, seferde iki rek’at olarak farz kılınmıştır. (Sahîh-i Müslim’e, Kasr-ı salât faslına bak)
İmam Mâlik ile İmam Şâfiîʹye göre: Seferde namazı kasretmek, yani dört rek’atli olanları iki rek’at halinde kılmak sünnettir. Mâlikî imamlarından Ebu Saîd Ferviy’ye göre, seferi bulunan mü’min dörtle iki arasında serbesttir. Sahih olan da budur.
İmam Şafiî bu konuda şunu da söylemiştir: «Namazı, düşman korkusu olmadığında seferi halde iken kısaltmak sünnet ile; düşman korkusu bulunduğu seferi hallerde ise kısaltmak veya kısmak Kitap ve Sünnet ile sâbit olmuştur. »
O halde seferde dört rek’at kılan kimseye bir şey gerekmez, ne var ki sünnete uyarak iki rekʹat kılması daha uygundur. Ahmed bin Hanbelʹin de görüş ve içtihadı bu anlam ve ölçüdedir.
Bir adam Abdullah bin Ömerʹe sordu:
- Biz Kurʹân’da eyleşik haldeki namaz ile korku namazı hakkında açıklama buluyoruz, ama yolculuk halindeki namaz hakkında bir şey bulamıyoruz; bu hususta bizi aydınlatır mısın?
Hz. Abdullah şu cevabı verdi:
- Kardeşim oğlu! Allah bize Muhammedʹi (A. S. ) gönderdiğinde bir şey bilmiyorduk, hepimiz sırılsıklam câhil idik. O ne yaptıysa biz de onu yaptık; O, seferde iki rekʹat kıldı, biz de iki rekʹat kıldık ve kılıyoruz.
İmam Kurtubî bu konuda diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin yapmış olduğu bütün seferlerinde -Allahʹtan başka hiçbir şeyden korku ve endişesi kalmadığı halde- dört rek’atli namazları iki rekʹat, akşam namazını üç rekʹat olarak kıldığı sahih rivayetlerle sâbit olmuştur. Böylece seferî namazın iki rekʹat olarak bize intikali bir sünnettir.
Nitekim Hz. Ömer (R. A. ), korku ve endişenin kalmadığı hallerde namazın kısaltılıp kısaltılmıyacağını Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sormuş, Efendimiz ona şu cevabı vermiştir:
«Bu bir sadakadır ki Allah size tasaddukta bulunmuştur. Onun sadakasını kabul edin!. » (Tirmizî/tefsîr: 4 - Müslim/müsafirîn: 4 - İbn Cerîr Taberî - İbn Kesîr Ebu’l-Fidâ’)
Ashabdan Hz. Hanzele (R. A. ), İbn Ömer’e (R. A. ):
- Ya Abdullah Seferî namaz kaç rekʹattir? diye soruyor. O da şu cevabı veriyor:
- İki rekattir...
Hanzele devamla:
- «Küfredenlerin sizi fitneye düşürüp kötülük edeceklerinden endişe ederseniz.. » (meâlindeki) âyete he dersiniz?
Diye sorunca, İbn Ömer (R. A. ):
- Seferî namazın iki rekʹat olarak kılınması Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin sünnetidir, diye cevap veriyor.
Konuyu Mezhep İmamlarının Görüşüne Göre Özetliyelim:
a) Yolculuk halinde -düşmanın saldırı endişesi bulunsun bulunmasın- dört rekʹatli farzları iki rekʹat olarak kılmak biʹl-icmâ’ câizdir. Ancak İmam Ebû Hanîfeʹye göre bu vâcibdir.
İmam Mâlikʹten bu hususta iki rivâyet yapılmıştır: Birine göre vâcib, diğerine göre sünnet olduğu anlaşılıyor. İmam Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel’e göre, sünnettir.
b) Seferde iki rek’at kılmak KASR mıdır, yoksa seferî namaz doğrudan doğruya iki rekʹat olarak mı farz kılınmıştır? İmam Ebû Hanîfe’ye göre KASR değil, iki rek’at olarak farz kılınmıştır. Âyetteki KASR’dan maksat, seferde korkulu anlarda rükûʹ ve secdeleri baş işâretiyle yerine getirip namazı hafif tutmaktır.
Diğer mezhep sâhibi üç imama göre, bu bir KASRʹdır, yani namaz (öğle, ikindi ve yatsı namazları) dörder rekʹat olarak farz kılınmış, sonra mutlaka seferde ikişer rekʹate indirilmiştir. Bu bir ruhsattır, azimet değildir.
Her birinin kendi içtihat ölçülerine göre, sağlam delilleri vardır. Geniş bilgi için dört mezheple ilgili Abdurrahman el-Cezîrîʹnin eserine, Zeylaîʹnin Nasbu’r-Râye adlı kıymetli kitabına ve diğer kaynak fıkıh kitaplarına müracaat edilmesi uygun olur.
KORKU NAMAZI NASIL KILINIR?
a) İmam Ebû Yusuf ile Hasan bin Ziyad’a göre, bu namaz Peygamber (A. S. ) Efendimize hastır, ümmete teşmil edilemez, yani Peygamberden sonra başkasına bu hususta cevaz verilmemiştir.
b) Şafiî fukahasından Müzenîʹye göre, önce sâbit olmuş, sonra hükmü kaldırılmıştır. Çünkü âyette hitap özellikle peygamber (A. S. ) Efendimizedir.
c) Cumhur-i Ulemâye göre, hitap has, emir ammdır; yani ümmete de şâmildir. Hulefâ-i Râşidîn’den bazısı ve Ashab-ı Kirâmʹdan birkaç zatın Peygamber (A. S. ) Efendimizin vefatından sonra seferi halde korku baş gösterdiğinde Korku Namazını kıldırdıkları sahih kaynaklardan tesbit edilmiştir. Nitekim HERÎN GECESİ Hz. Ali (R. A. ) bu namazı bizzat kıldırmıştır. Ebû Musa el-Eş’arî (R. A. ) ise, Taberistanʹda bulunduğu sırada sebepler ortaya çıkınca bu namazı cemaate kıldırmıştır.
d) Hattabîʹye göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz korku namazını muhtelif yerlerde ve farklı biçimlerde kıldırmıştır; hepsi de namazın ruhuna ve esasına uygunluk içinde aynı noktada birleşir. Geniş bilgi için kaynak fıkıh kitaplarına bakılması tavsiye olunur.
Düşmanın kıble cihetinde bulunmasıyla, başka bir cihette bulunması, farklı durumlar meydana getirir ve ona göre imam, askere namaz kıldırır.
Savaş İyice Kızıştığında
Savaş iyice kızışıp herkes can derdine düştüğünde namaz vakti az kalmışsa ne yapılır? Böyle bir durumda herhalde namaz kılmak gerekir mi, yoksa kazaya mı bırakmak daha uygundur? Mezhep İmamlarının bu mesele hakkındaki tesbit ve içtihatları farklıdır:
- İmam Şâfiî’ye göre, yaya ve süvari olarak hem savaşa devam edilir, hem bu arada baş işâretiyle namaz iki rekʹat olarak kılınır.
- İmam Ebu Hanîfeʹye göre, böyle bir durumda baş işâretiyle namaz kılınmaz, kazaya bırakılır.
NEDEN KORKU NAMAZI?
Namaz her ân insan ruhunu tazeliyen ilâhî bir iksir, lâhutî bir ışıktır. Barış ve huzur günlerinde ruhu cilâlar, vicdanı geliştirip çok duyarlı kılar; akıl ile imân arasında en sağlam köprünün kurulmasını sağlar. Kalbe kuvvet, dimağa berraklık getirir. Ruhumuzu saran kötü düşünce ve niyetleri hayra çevirir. Günlük yaşantımızda bozulan sinir sistemimizi sürʹatle düzeltir. Beden ile ruh arasında dengeyi, insan ile hayat kanunu arasında uyumu gerçekleştirir.
Savaş ve korkulu zamanlarda, felâket günlerinde olaylara karşı dayanmayı, düşmana kahramanca karşı koymayı, ölümün yokluk olmadığını, bilakis daha geniş ve huzurlu bir hayata açılan kapı olduğunu en duyarlı biçimde fısıldar. Allah’a daha çok itaatli olmayı hatırlatırken baştaki emir ve kumanda sahiplerine gönülden uymayı için için telkin eder. İmana güç, irfana ışık, sabra açıklık, hakkı teslimiyete mutlak anlamda bağlılık sunar.
Bunun için Allah: «Namaz kıl! » diye emretmiştir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Namaz gözümün aydınlığıdır.. » buyurmuştur. Savaşta korkulu zamanlarda bile insandan yana bunca yarar ve fazîletleri beraberinde taşıyan namazın terkedilmemesi hatırlatılıyor. Bir rek’atle olsun, İslâmʹın birlik ve dirlik, itaat ve teslimiyet dini olduğu çevreye yansıtılmalı; Allah’a ve emir sahiplerine itaatin ölçü ve anlamı sergilenmeli; mü’minlerin her yerde ve her olay karşısında Allahʹın yüce kudret ve sanatını görebilmeleri sağlanmalı.
NEDEN BEŞ VAKİT?
Önce şunu belirtelim ki, bedenî yapımız günde en az iki, ya da üç defa ölçülü biçimde gıda almakla varlığını koruyabilmekte ve yaşama şansına sahip olabilmektedir. Yaratıcı yüce kudret, beden makinasını bu özellik ve nitelikte yaratmıştır. Ona gıda vermek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Hiç kimse aksini iddia edemez. Aksine bir yol tutan, bedeniyle bağlı bulunduğu hayat kanunu arasında bir boşluk meydana getirmiş olur ki, bunun sonu ölümdür. Ruhî yapımıza gelince: Yaratıcı yüce kudret, ona günde belirli vakitlerde beş defa gıda verilmesini planlamış ve bu yapının öz varlığını sürdürebilmesi, yaratıldığı amaca yönelmesi için değişmez kanunlar koymuştur. Günde beş vakit namaz ruhun değişmeyen en yararlı gıdası olarak bulunuyor. Bu ibâdeti belli ve belirli vakitlerde yerine getirmek ne kadar yararlıysa, terkedilmesi de o nisbette zararlıdır.
Büyük Müfessir Fahrüddîn Râzî, Mefatihüʹl-Gayb (Gaybin Anahtarları) adlı paha biçilmez eserinde beş vakit namazın hikmet ve felsefesini çok usta bir üslûp ve yüksek düşünce ürünü olarak açıklamıştır. Biz bu nefis parçayı özetliyerek sunuyoruz:
Namazın belirli beş vakitte kılınması son derece makul ve güzel bir ölçü ve anlam arzetmektedir. Çünkü şu âlemde her şey kendi durumunun ve varlığının hikmeti özelliğine göre beş mertebe üzere bulunuyor:
1. Yokluk karanlığından varlık alanına geliş.
2. Bir sure artıp eksilmeden eriştiği kemal üzere duraklayıp kalış.
3. Bir süre sonra bulunduğu duraklama mertebesinden yavaş yavaş iniş.
4. Daha sonra hızlı bir iniş ve batış.
5. Batıştan sonra bir süre izinin kalışı ve sonra da belirsiz hale gelişi..
İnsan dahil bütün canlıları ve bitkileri ele alacak olursak, her birinin bu beş mertebede bir ömür sürdüğünü görürüz. Kademeli çıkış ve inişleri, sonra da belirsiz hale gelmeleri bütün açıklığıyla hergün gözlerimizin önüne serilmektedir. Güneşin her gün doğuş ve batışı ve bu ikisi arasındaki mertebeleri aşması ile insan hayatı ve beş vakit namaz arasında bir bağlantı yok mudur? Güneşin doğuşu, çocukluğu; gökkubbesi ortasına gelip ışınlarının artması, güçlü bir enerji sergilemesi gençliği; duraklama devresi, gençliğin bir süre devamını; batıya doğru yavaş yavaş meyletmesi, noksanlığın baş göstermesini; ikindiden sonra sararıp belirgin ölçüde batmaya yüztutması, yaşlılığın son demlerini; ufukta kaybolması, ölümü ve battıktan sonra bir süre ufukta izinin kalması ve bir müddet sonra tamamen kaybolması, ölümden bir süre sonra unutulmayı anlatır. Beş vakit namazla ömrümüz arasındaki çağrışımı tekrarlayıp durur.
Evet, bu öyle bir düzendir ki şaşmayan kanunlarla hedefine doğru akıp gitmektedir; değiştirilmesi ise mümkün değildir. Allah’tan başka bir gücün böyle bir düzeni kurmaya elbette ki kuvvet ve kudreti yetmez. Çünkü canlıların kuvvet ve kudreti sınırlı ve sonludur. Allahʹın kuvvet ve kudreti sonsuz ve sınırsızdır.
O halde insan ömrünün beş devresini simgeliyen beş vakitte, O sonsuz ve sınırsız Kudretin emrine uyarak namaz kılmamız; yüce yaratanın huzurunda mahviyet ve teslimiyet içinde kulluk görevimizi yapmamız kadar tabii ne olabilir?
Kurʹân-ı Kerîm’de beş vakit namaz böylesine yüksek ve derin anlamIı bir tasvirle şöyle açıklanmıştır:
«Akşamlarken, sabahlarken Allahʹı tesbih edin (Oʹnun için namaz kılın). Hamd (her türlü övgü) göklerde de, yerde de Oʹna mahsustur, (övülmeğe ancak O lâyıktır). İkindi vaktinde de öğleye girerken de (Oʹnu tesbih edin, namaz kılın). » (Rum sûresi Âyet: 17-18)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle savaştan ve onunla ilgili hükümlerden bahsedildi. Sonra yanlışlıkla adam öldürmenin cezâ ve keffareti açıklandı. Kasden bir mü’mini öldürmenin büyük bir cinayet, taşınması çok zor ağır bir vebâl olduğu belirtildi. Sonra savaşlarda korkulu anlarda insana umut ve cesaret veren korku namazının nasıl kılınacağı konu edinildi. Aşağıdaki âyetlerle, henüz İslâmʹın derin zevkini kalbine yerleştiremiyenlerin savaşa karşı kayıtsız kaldıkları gibi, savaş dışında da Peygamber (A. S. ) Efendimizi yanıltmak için yalan ve bir takım düzenlere başvurdukları belirtiliyor. Allah’ın indirdiği Kitap ve ondaki hükümler doğrultusunda insanlar arasında hükmedilmesi emrediliyor. Haksızlardan yana eğilimde bulunulmaması, haksızın savunulmaması hususunda gereken uyarı yapılıyor.