← Sureler

Mushaf — 551. Sayfa

‹
/ 604
›
60. Mümtehine Suresi

Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلٰٓى اَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللّٰهِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ اَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ اَيْدِيهِنَّ وَاَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

yā eyyuhā n-nebiyyu iƶā cā'eke l-mu'minātu yubāyiǎ'neke ǎlā en lā yuşrikne bi(a)llahi şey'en ve lā yesriḳne ve lā yeznīne ve lā yeḳtulne evlādehunne ve lā ye'tīne bi buhtānin yefterīnehu beyne eydīhinne ve erculihinne ve lā yeǎ'Sīneke fī meǎ'rūfin fe bāyiǎ'hunne ve steğfir le hunne (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun

Ey iman edenler! Kendilerine Allah'ın gazap ettiği, kabirlerdeki kafirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُوا مِنَ الْاٰخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tetevellev ḳavmen ğaDibe (a)llahu ǎleyhim ḳad yeisū mine l-āḣirati ke mā yeise l-kuffāru min eSHābi l-ḳubūri

61. Saf Suresi

Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

sebbeHa li (a)llahi mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve huve l-ǎzīzu l-Hakīmu

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū li me teḳūlūne mā lā tef'ǎlūne

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.

كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ

kebura meḳten ǐnde (a)llahi en teḳūlū mā lā tef'ǎlūne

Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.

اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ

inne (a)llahe yuHibbu (e)lleƶīne yuḳātilūne fī sebīlihi Saffen keennehum bunyānun merSūSun

Hani Musa kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِي وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi yā ḳavmi li me tu'ƶūnenī ve ḳad teǎ'lemūne ennī rasūlu (a)llahi ileykum fe lemmā zāğū ezāğa (a)llahu ḳulūbehum ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-fāsiḳīne